Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 7. yüzyılın ortasında kendisini İslam'a açan ve görkemli bir İslam medeniyeti kurulmasına rahim olan İran'da, 1979'da aynı sarsıcı etkilere yolaçmış İslam devriminin gerçekleşmesiyle dünya yepyeni bir aşamaya geçmişti. O tarihten sonra ne bölgemizde, ne dünyada hiçbir şey eskisi gibi kalamadı. Suudi rejiminin 1987'de Kabe'de, İranlı ve başka ülkelerden yüzbinlerce hacının "kahrolsun Amerika", "kahrolsun İsrail" haykırışlarıyla düzenlediği gösteriye panik içinde saldırması ve 400 hacıyı acımasızca katletmesi, değişimin yolaçtığı depremin şiddetindendi. Nitekim bir yıl sonra (1988) Saddam rejimi rejim ve sınır değişikliği umuduyla 8 sene önce İran'a saldırmışken ağır bir yenilgiyle savaşa son verdi. Bir yıl sonra (1989) merhum İmam Humeyni'nin Gorbaçov'a kapitalizmin tuzağına düşmemelerini hassaten ikaz ettikten ve İbn Arabi ve Molla Sadra'da yeni dünyanın kurulma biçimine ipuçları bulunacağını nasihat ettikten sonra Sovyetler Birliği dağıldı. Amerika, yenilen Saddam rejiminden Iraklıların yararlanmaması için iki yıl sonra (1991) Irak'ı işgal etti.
1979'da İran'da İslam devriminin yolaçtığı özgürlük baharının etkilerini önlemek için Suud, İsrail ve Amerika'nın siyasi, askeri ve sosyal faaliyetlerini; psikolojik harplerini, sosyal mühendislik projelerini, medyatik kampanyalarını listelemeye kalksak ciltler dolusu kitap olur.
İran İslam devriminin tetiklediği büyük, sarsıcı ve sistem dışı değişimin dip dalgasının beklenen yüzey etkilerinin başına 2006'da Lübnan'a saldıran İsrail'e Hizbullah'ın yaşattığı ağır hezimeti yazmak gerekir. Bunu, Direniş'in 2009'da bu kez Filistin'de İsrail'e tattırdığı yenilgi izledi. 1979'da İran İslam devriminin sarstığı küresel ve bölgesel sistemin istikrarsızlığını yoluna koymak için Amerika'nın gösterdiği hiçbir çaba sonuç vermedi.
Nihayet 2011'de Tunus'ta, Mısır'da ve Libya'da diktatörlüklerin devrilmesiyle sonuçlanan, Bahreyn, Yemen ve Suud rejimlerinde diktatörlükleri sarsan yeni sürecin küresel sisteme istikar getirebileceği umuduyla batı dünyası yeni bir hamle yaptı. Bu halk isyanlarını devşirmek için başvurmadığı yol kalmadı. Bu emeline ulaşamayınca bu kez yeni bir yöntem deneyerek Direniş'in karargahı Suriye'yi düşürüp küresel sistemin istikrar kazanmasını engelleyen trafoyu imha etmeye koyuldu. 1979'da İran için beslenen ama gerçekleştirilmesinin yakınına bile gelinemeyen emel, bu kez Suriye için hayata geçirildi. Tıpkı İran'a yaptıkları gibi Suriye'ye karşı başlattıkları savaşa da "kardeş savaşı" imajı yüklediler. Son iki yıldır ne yaptılarsa, bütün güçleriyle asılsalar da emellerine bir kez daha ulaşamadılar.
İran'ın üzerine Saddam'ı gönderdiklerinde tıpkı Suriye'ye karşı açtıkları savaşta yaşandığı gibi binbir yalan, medya kampanyaları, mezhepçilik fitnesiyle İran'ı savunulamaz hale getirmeye çalışmışlardı. Yine bütün Arap sultanları, şeyhleri ve diktatörleri elbirliği halinde İran'a karşı savaşa petrodolarları seferber etmiş, psikolojik harp ve sosyal mühendislik faaliyetine akıl almaz bütçeler tahsis etmişlerdi. Tıpkı bugün Suriye'de yaptıkları gibi.
Ağır medyatik kampanyalar, kriminalize etme çabaları, devlet baskıları, mezhepçi sosyal mühendislik kampanyaları ve başkaca binbir fitne ve fesada rağmen 80'ler boyunca İran'ın küresel sisteme direnişini destekledik. Yalanları ifşa ve fitneleri bertaraf etmek için, devasa medyalar, bütçeler, uluslararası destekler karşısında hiç olmayan imkanlarımızla var gücümüzle çalıştık. Bugün de Suriye'yi istilaya koşan küresel ve bölgesel güçlerin ağır kampanyalarına hiç olmayan imkanlarımızla direniyoruz.
80'lerde İran'ı hedef alan kampanyalar sırasında hiç kuşku yok korkudan, sosyal konumunu koruma kaygısıyla, dışlanma endişesiyle, ortalamanın ve ana arterin içinde kalma güdüsüyle sosyal mühendislik faaliyetlerine bayrak açmayanlar çoğunluktaydı. Hiç risk almadılar, hedef olmamaya özellikle dikkat ettiler, yalanları ifşa ve fitneleri bertaraf etme gibi bir davaları hiç olmadı. Ne zaman ki ortalık sakinleşti, bizim kelle koltukta mücadelesini verdiğimiz fikirler ana akım medyada görünür olmaya başladı, hemen ortaya atılıp onları savundular. Sanki hep böylelermiş, hep mücadele içindelermiş gibi zor zamanlarda ağızlarına bile almadıkları cümleleri kurmaya başladılar.
Suriye kampanyasında da benzeri oluyor, olacak. Farklı nedenlerle risk almaktan korkan, mücadele vermeye hiç yanaşmayan, mümkün mertebe geride kalmaya özen gösteren ne kadar insan varsa Cenevre 2013 sonrasında Suriye meselesinin de hale yola girmeye yönelmesiyle saklandıkları yerden başlarını çıkarmaya başladılar. Sanki hep böylelermiş, en zor zamanlarda mücadele vermişler, fitnelere direnmişler gibi artık normalleşen cümleleri cömertçe kullanıyorlar. O cümleleri can pahasına savunmanın hiçbir anında ortada olmamaktan hicap da duymuyorlar.
7/24 bardaktan boşanan sağanak gibi tepemize düşen yalan haberler, medyatik kampanyalar, manşetler, dakikalar süren televizyon propagandalarına biz sadece sosyal medyada üç beş mesajla direnmeye çalışırken ellerindeki imkanları kullanmadılar. Aksine o iletişim imkanlarını ana akım eğilime istihdam ettikleri bile oldu. Üstelik bunu meşrulaştırarak, hatta kutsallaştırarak: "Şu anda bayrak açmak yokedilmemize sebep olabilir. Önderlerimiz bize böyle durumlarda sessiz kalmamızı tavsiye ediyor." Kimbilir, koruyacak ne dünyalıklar vardı da, bunu dürüstçe itiraf etmek yerine bilinçli tavır süsü verdiler.
Bizim içinse değişen bir şey yok. Özgürlük mücadelesine ne zaman ihtiyaç duyulsa onun yoksul, yoksun, isimsiz neferi olmaya hazır ve bu işten nefsimize paye çıkarmaya hevessiz hayatımızı sürdürüyoruz. Apolet ihtiyacımız yok, maddi hasat toplamayla ilgili değiliz. Hâlik'in bilmesini yeterli gören dünyamızda mutluyuz. Risk almamızı önleyecek korunmaya muhtaç dünyalıklarımız yok. Lüks ve konfor düşkünlüğünü gizlemek için en kahraman, en mücahit, en dindar görünmek zorunda değiliz. Kalabalıkların taltifinin manasını bile bilmeyiz. Tezahüratlara hem ihtiyaç duymayız, hem de onunla karşılaşmamak için köşe bucak saklanırız. Fani dünyada yaşanacak kısa hayatın anlam ve değer kazanmasının hakikati savunmaktan başkasıyla mümkün olmadığına inanırız.
Hakikat ne zaman savunulmaya ihtiyaç duyarsa biz buradayız; hesapsız, beklentisiz, koşulsuz, pazarlıksız.
Kenan Çamurcu